Ferforje Balkon Korkuluğu

59Yaz günlerinin vazgeçilmezi evlerimizin balkonlarının önemini ne kadar anlatsakta azdır ama işin doğrusu geleneksel İstanbul mimarisinin en özel alanlarından biri olan balkonlar her zaman için binaların süs alanı olarak görülmüştür. Peki biz savaşlar ferforje ne yapıyoruz işte bu evin süs alanını balkonları korkuluklarla dahada özel alanlara çeviriyoruz ve sizi balkonumuzda çaya davet ediyoruz.

Ferforje balkon korkuluğu:Geometrik motifleri, C ve S kıvrımlı düzenlemeleriyle eşsiz görünüm sergileyen korkuluklar, yapı mimarisinin ve cephe düzenlemesinin temel öğeleridir. Balkon korkuluğu yapı mimarisinin bir parçası olduğu kadar siyaset ve sanatta da kullanılan önemli bir figürdür. Bir çok siyasetçi ve devlet adamı tarihe malolmuş ünlü nutuklarını ferforje korkuluklu balkonlarda gerçekleştirmiştir. Ferforje balkon korkuluğu pek çok fotoğrafçının objektifine takılmıştır. Eyfel kulesinin en güzel fotoğrafları bir otel odasının ferforje balkon korkuluklarının ardından çekilmiştir.

Fransız şair Baudelaire, balkon adlı eserinde “Ya pembe buğulu akşamlar, balkondan geçen”. İspanyol şair Federico Garcia Lorca ise ‘Ölürsem açık bırakın balkonu’ diyor.

Bilindiği gibi balkon anlayışı daha çok Batılı mimarinin bir özelliğidir.
Dilaver Cebeci Batılı düşünce, yaşam biçimi, sosyal hayat, edebi ve estetik değer kurgularının bir şekilde reddi anlamına gelen ve modern mimari anlayışının olumsuzluklarını anlattığı balkon şiirinde şöyle söyler.

“Çocuk düşerse ölür çünkü balkon, Ölümün cesur körfezidir evlerde. Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların. Anneler anneler elleri balkonların demirinde”

Edebiyat alanında en ünlü ‘balkon’ tabii ki Shekespeare’in Romeo’suyla Juliet’inin gizlice buluştuğu, izleyenlere “balkon aşk içindir” mesajını verdiği ve ingiliz mimarisinde “juliet balkonu” olarak tanımlanan balkondur

Demir, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de mimaride yer almıştır. Erken Osmanlı mimarisine demirin kenet ve saplama (zıvana) şeklindeki kullanımı kısıtlı olmakla beraber, özellikle 16. yüzyıl sonrasında demir, strüktür kuruluşunda oldukça faydalanılan önemli bir malzeme konumuna yükselmiş ve bir anlamda taşıyıcı bir malzeme olarak da yer almıştır. Yine bu yüzyıldan sonra demirin kullanımı gittikçe yaygınlık kazanmaya başlamış, kenet ve zıvana şeklindeki bağlantı demirlerinin yapılarda kullanımı adeta standart bir hale gelmiştir. Batılılaşma hareketleri, beraberinde Avrupa demir kullanım ve üretim teknolojisinin Osmanlı mimarisine girmesine yol açmış ve aynı zamanda hazır yapı malzemeleri de ithal edilmeye başlanmıştır. Bu durum, özellikle imparatorluğun büyük kentlerinde kendisini göstermiş, geleneksel yapı üretim teknolojisinin yavaş yavaş terkedilmesi ve batı kaynaklı çözümlerin yaygınlaşmasına yol açmıştır. Osmanlının son dönemlerinde yapı üretim teknolojilerindeki bu gelişmelerin yanında Ampir, Barok, Neo-Klasik, Gotik ve Art Nouveau gibi Batı kökenli çeşitli üslupların mimaride ön plana çıkması ile, strüktür ve diğer demircilik işleri bir anlamda bu akımlara göre şekillenmiştir. Bu dönemlerde çelik putreller kullanılarak teşkil edilen konsol ve volta döşeme uygulamaları ile süsleme demirciliğindeki üsluplar buna bir örnek olarak gösterilebilir
Geleneksel Türk yapılarında, demir parmaklıklar, kapı, halka ve tokmaklar, sandık rezeleri, kilitler vb. gibi süslü demir işleri sanat ve işçilik yönünden sanatsal özellikler taşımaktadır ve çoğunlukla dövme demirden yapılmıştır. Bunun yanında pirinç ve bronzdan yapılmış kapı halka ve tokmakları da bulunmaktadır. Selçuklu ve Osmanlı dönemi demirci ustaları Tanzimat dönemine kadar (1839) genel olarak birbirine benzer özellikte lokmalı pencere parmaklıkları yani şebekeler, yapmışlardır. Şebekeler, kare ya da yuvarlak kesitli demir çubukların dikey ve yatay yönde birbirini kesmesi ve bu kesişim yerlerine lokma adı verilen ve dövülerek biçimlendirilmiş olan, köşeleri kesilmiş küp şeklindeki demirlerin yerleştirilmesiyle yapılmışlardır. Osmanlı döneminde bu tip parmaklıkların bronzdan yapılmış birçok örnekleri de mevcuttur. Bu gibi demir parmaklık sistemleri üzerine, Avrupa’da yapılmış parmaklık örneklerinde olduğu gibi kıvrımlı yaprak ve sadeliği bozacak diğer başka süsler ilave edilmemiştir. Hazine, köşk, saray, kasır ve depo gibi korunması gereken yapıların kapıları genelde dökme demirden yapılmışken pencerelerine gayet sade demir parmaklıklar takılmıştır. Parmaklıkların bahçe, balkon, merdiven, pencere ve markiz gibi çeşitli uygulama şekilleri mevcuttur. Bunun yanında ayrıca, Cami, medrese, han gibi çeşitli anıtsal yapıların pencere açıklıklarında ve şadırvanlarındaki lokmalı ya da lokmasız pencere şebekeleri ve kubbe yolunun demir parmaklık ve tırabzanlarını da bu kapsamda sayılabilir